20 Mart 2018 Salı

OTORİTE SIFIR


Üniversitede Personel Yönetimi dersinde (şimdi İnsan Kaynakları olarak geçiyor) hocamız bir anekdot anlatmıştı. Fakülteye atanan yeni dekan, tüm temizlik personelini odasına çağırıyor ve kolonya ikram ettikten sonra hepsinin görevlerinin öneminden ve fakültede en alttan en üste kadar hepsinin bir aile olduğundan bahsediyor. Hocamız, toplantı bitince temizlik görevlilerinden birine soruyor “nasıl buldun yeni dekanı” diye. Görevlinin verdiği cevap; “otorite sıfır.”

Kültürün pek çok tanımı olmasına rağmen kültürü, genel olarak insanın maddi ve manevi ürettiği varlıklar ve değerler olarak açıklayabiliriz. Benim en beğendiğim tanımlardan bir tanesi Voltaire’in tanımıdır. Voltaire kültürü “insan zekasının oluşumunda gelişiminde geliştirilmesinde ve yüceltilmesinde etken bir rol oynayan kavram” olarak ele alır. Genel tanımına göre,  insanın yarattığı sanat eserlerinden teknolojiye, toplumsal kurallardan yazılı kanunlara kadar her şey kültürün içindedir. Kültür, insanın yarattığı bir şey ise Voltaire’in tanımından yola çıkarsak kültür, insanın kendi zekasını belirlemede kendi kendine oluşturduğu bir sınırdır.

Toplumsal kültür toplumla ve bireyle ilgili her şeyi etkileyecek derece güçlüyken o toplumdaki şirketlerin kültürünü de etkilemesi kaçınılmazdır. Tanımlı olsun veya olmasın mutlaka her şirkete, kamu kurum ve kuruluşlarına, okullara, takımlara, örgütlü her organizasyona ait bir kültür vardır. Bu kültürlerin oluşmasında ve sürekli hale gelmesinde çevresel etkiler, müşteriler, rekabet şartları, ülke politikaları, toplumsal kültür, çalışanların eğitim ve kültürel yapısı gibi faktörler önemli rol oynar. Şirket kültürü bu şartların etkisiyle kendiliğinden oluşabileceği gibi lider pozisyonundaki kişinin davranışları ile de oluşabilir.

Şirket kültürü genel olarak şirketteki baskın kültürü yansıtır. Yani şirkette çalışanların çoğunluğu tarafından benimsenen kültür o şirketin baskın kültürüdür Toplumdaki baskın kültürün şirketteki baskın kültür ile paralellik gösterdiğini gözlemleyebilirsiniz. Mesela dogmatik bir düşünce sisteminin geçerli olduğu bir toplumdaki baskın kültürden etkilenmiş kişilerin çalıştığı şirketin kültüründe dogmatik öğeleri görebilirsiniz. Ya da eğitim seviyesi ve yaşam standartları yüksek olan bir ülkedeki şirketlerde daha çözüm odaklı yaklaşımlara sahip çalışanları görmeniz olasıdır.

Bununla beraber toplumda baskın kültürün yanı sıra alt kültürler de olabileceği gibi şirketlerde de alt kültürler bulunmaktadır. Çalışan belli bir grup tarafından benimsenmiş değerler şirketteki alt kültürü oluşturmaktadır. Alt kültür bölüm farklılıkları, coğrafi farklılıklar, ideolojik farklılar gibi çalışanların kendi aralarında paylaştıkları değerlerden oluşur. Baskın kültür ve alt kültür arasındaki çatışmaların lider konumundaki insanlar tarafından çok iyi yönetilmeleri gerekmektedir.

Bir sosyal medya sitesinde Türkiye de bir fabrika çalışanının patronlarının kendilerine hiç selam vermediğini ama fabrikanın köpeğinin başını her gün okşadığını ve patronun köpeğe gösterdiği ilginin yarısını bile onlara göstermediğine dair paylaşımını okumuştum.  Daha sonra bir Alman firmasında çalışmaya başlayan bu kişi bu paylaşımında Alman patronlarının her gün selam verdiğini hallerini hatırlarını sorduğunu yani insan yerine konulduklarını söylüyordu. Paylaşımın yorumlarına göz attığımda yorumlar genel itibariyle Türk insanlarının ne kadar kötü yönetici ve yabancı patronların ne kadar mükemmel olduğuna dairdi.

Yazının başında verdiğim örnek ile bu örnek aslında toplumdaki baskın kültürün insanlara yansımasının iki güzel örneğidir. Her iki örneği de yorum yapmadan yazdım. Her iki örneği de toplumumuzdaki baskın kültürü göz önünde bulundurarak değerlendirmenizi tavsiye ederim.

İlk örnekte hemen temizlik işçisini haksız bulabilirsiniz tıpkı ikinci örnekte Alman patronun hemen övülmeye başlanması gibi. Alt sebeplere girmeden basitçe ilk örnekteki dekan ile ikinci örnekteki Alman patron eşlemesini yaparsak aslında yanlış olmaz. Birinci örnekteki temizlik görevlisi toplumdaki baskın kültürü (otorite/güç) benimsemiş ve kendilerini yönetecek Türk yöneticiden de bu gücü/baskıyı kullanmasını beklemektedir. İkinci örnekteki Türk patron da toplumdaki baskın kültürü benimseyerek sert otoriter bir yönetici rolünü benimsemiştir.

Bu temizlik görevlisi kendi bakış açısıyla dekanı eleştirse de ve otorite ile yönetilmesi gereken bir insan olduğu savunulsa da asıl problem insanın kendi elleri ile yarattığı kültürün değişmemesidir. Bu kültür değişmediği müddetçe otorite bekleyen çalışanlar ve bu otoriteyi uygulayınca saygı göreceğini düşünen yöneticiler var olmaya devam edecektir. 

Bulunduğunuz mevkideki işinizi doğru yapıyorsanız bir yöneticinin otoritesine ihtiyaç duymazsınız ve mevcut olumsuz kültürün değişmesinde gerekli değişim adımlarını atıyorsunuz demektir. Sizin için bu adımlar küçük gibi görünse de tam olarak ihtiyacımız olan da bu adımlardır.

Aybike Erdem